Anasayfa / Köşe Yazıları / Kabusnameden Nasihatler (1)

Kabusnameden Nasihatler (1)

Günümüzde günlük hayatın koşuşturması o kadar yoğun ve o kadar ardı arkası kesilmeden devam ediyor ki, insanoğluna durup uzun uzun düşünmeye zaman bile kalmıyor. İş, güç, eş, dost, çocuk, bir ekmek davası birbirini kovalıyor. Hal böyle olunca da insan yaptıklarını ve yapması gerekenleri unutabiliyor. İnsanlık tarihi boyunca Allah yarattığı insana peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla uyarılar göndermiş. Bu kıyamete kadar devam edecek. Bunun dışında, toplumun bilge kişileri de halka zaman zaman yazdıklarıyla nasihat etmiş ve uzun yıllar anlatılagelmiştir. Bilge Kağan, Şeyh Edebali ve bugünkü yazımızda yer vereceğimiz Keykavus’un Kâbusnamesi ilk aklıma geliverenler.

Nasihat deyince Hz. Ömer’i hatırlamadan geçmemek lazım. Hz. Ömer, halifelik görevini aldıktan sonra kendi parasıyla bir adam tutar. Bu adamın görevi, her gün günün belirli saatlerinde Hz. Ömer’in yanına gelerek, ona: “Ya Ömer! Allah’tan kork, ölüm var!” demektir. Bu durum günlerce, aylarca hatta yıllarca devam eder. Bir gün, Hz. Ömer aynaya bakarken saç ve sakalının ağardığını görür. Günün belirli zamanlarında karşısına geçip ölümü hatırlatan ve bu görev karşılığında para alan görevliyi yanına çağırır ve adamın görevinin bittiğini söyler. Adam Hz. ömer’e: “Ya Ömer! Bu güzel âdetinden vaz mı geçtin?” diye sorunca; “Şimdiye kadar gençtim, saç ve sakalım ağarmamıştı. Doğru yoldan ayrılmamam için her gün bana ölümü hatırlatacak, Allah’tan korkmamı tavsiye edecek birine ihtiyacım vardı. Ancak bugün aynaya baktığımda saç ve sakalımın ağardığını gördüm. İşte, ağaran saç ve sakalım bana ölümün habercisi olarak yeter.” Saçlar çoktan ağardı ya, sakala da ak düştüğünü fark edince ben de nasihat aramaya koyuldum ve bu vesile ile Kâbusname’de geçen nasihatleri paylaşıyoruz.

Değişik rivayetler olmakla birlikte, Kâbusname isimli eserin 1080’li yıllarda Keykavuz bin İskender’in, oğlu Gilan Şah’a yazdığı nasihatlerden oluştuğu belirtiliyor. Nasihatler Gilan Şah’a yapılmış olsa da, yüzyıllar boyu devlet adamları tarafından dikkate alınmış ve günümüze kadar ulaşmış.

“Ey oğul” diye başlıyor nasihatlerine ve gerekçesini açıklıyor. “Bilmiş ol ki, artık ben kocadım. Zayıf ve azıksız olarak yol ağzına kadar geldim. Ölüm mektubunu elime sundular. O mektup, sakalın ağarmasıdır. Adamın sakalı ağardığında Allah tarafından bir ses gelir: ‘Ey kulum, hazırlan, bu dünyayı bırakıp öbür dünyaya geçeceksin…’ Şimdi ey ciğer köşem! Ölmeden önce seni iyilik yoluna ve iyi kimselerin izine yönlendirmek istiyorum. Tecrübelerle elde ettiğim birkaç öğüdü sana yadigâr olarak bırakıyorum. Bu nasihatlere uyarak hareket edersen, her muradına erersin ve iyi isim kazanırsın, zamanın elinden sille yemezsin. Çünkü baba şefkati, oğlunun zamanın elinden azar yemesini istemez. Öyleyse sen de gönül kulağını bu nasihatler için açık tut, sonra pişman olmayasın. Gerçi zamanımızda her oğul babasının sözünü tutmuyor, ama inşallah kabul edersin.”

Önümüzdeki yazılarda devam etmek üzere, Kâbusname’den seçtiğim ilk nasihatle bitirelim bu yazıyı. “İnsan iki hâl üzeredir: Sevinç ve keder. İster kederli, ister sevinçli ol, kederini ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldüğün zaman o da seninle birlikte üzülsün, sevindiğin zaman o da seninle birlikte sevinsin. İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme, bu çocukların işidir. Olmayacak şey için kendinden geçme, yani olur olmaz şey için kendi durumunu değiştirme. Çünkü akıllı kişiler, olur olmaz şey için kendilerinden geçmezler ve değme yel ile deprenmezler. Sevinçli iken bir musibet gelince kederlenme, refaha kavuşunca da hemen sevinme. Akıllı kişiler bunları hoş görmezler. Her yokuşun bir inişi, her zorluğun bir ferahlığı vardır. Sevinmenin sonunda bir üzüntü, üzülmenin sonunda bir sevinç vardır. Ummadığın bir yerden ümidini temelli kesme ve bir şey umduğun yerden de sakın çok ümitli olma. Çünkü genelde nasip, umduğu yerden değil, ummadığı yerden gelir. İyiye iyi, kötüye kötü de, hakkı inkâr etme. Yani sevmediğin bir kişi bile, bir şeye iyi diyorsa, o şey gerçekten de iyi ise, ona sakın kötü deme. Kötü derlerse, sen de kötü olduğunu biliyorsan; ona iyi deme. Hakkı kabul etmenin, hakkı inkâr etmekten iyi olduğunu unutma.” Başta şahsım olmak üzere tarihin içinden süzüle süzüle gelen nasihatleri dikkate alabilmek ve uygulayabilmek temennileriyle, sağlık ve mutlulukla kalın, hoşcakalın.

Hakkında editor3

1970'li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.