Anasayfa / Köşe Yazıları / Hemen Yanımızdaki Başarı Portresi; Bekir Eser

Hemen Yanımızdaki Başarı Portresi; Bekir Eser

Çok kolay değildir bir insanı takdim etmek. İster bir biyografi olsun, ister bir sunucunun bir konuşmacıyı takdimi. Hele hele, siyasi bir yönü de varsa anlattığınız kişinin mutlaka isabet eder eleştiri oklarından biri, her ne kadar objektif olsanız da. Belki de bunun için azdır bir birimizi anlattığımız yazılar ve kitaplar. Çamköy’ün belediye başkanı Bekir Eser’in portresini ve bu portrenin Çamköy’e yansımasını paylaşıyoruz bu yazıda. 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinin ardından üçüncü dönem için de Çamköy halkı Bekir Eser’e görev verdi. Başkanla yaptığımız sohbeti sunuyor ve aradan çekiliyorum.

 Kendinizi tanıtır mısınız?

Doğum yılım belli değil, nüfusa 1955 olarak geçmiş. Dokuz erkek kardeşin en küçüğü olarak Yayla Çamköy’de bir güz günü darı bozumunda dünyaya gelmişim. O zamanlar, genel olarak halkımız hayvancılık ve tarımla uğraşırdı. Bizlerde buna bağlı olarak ailemize kah kuzu güderek; kah deve güderek katkıda bulunarak hayata başladık. 1960 güzünde, ilk okula Karaçulha ilkokulunda başladım. Ümmü Balcı birinci sınıf öğretmenimizdi. Birinci sınıfa devam ederken 1961 Şubatında  babam vefat etti. Bundan sonra babasız bir hayat  bizi bekliyordu. Bu da bizi biraz haylazlığa, büyüklerimizin hoşgörüsü sorumsuzluğa itti. İkinci sınıf bir ay öğretmenli, diğer aylar öğretmensiz geçti; ve sınıfta kaldık. Bir de 5. sınıfta kaldık. 2 yıl bir öğretmende okumadık. Neticede, ilkokulu 7 yılda ve 5. sınıfı Günlükbaşı’nda bitirdim. Orta okula yazıldım. 1967-1968 eğitim öğretim yılıydı. Geleceğimi düşünmeye başladığım, mutlaka okumam gerektiğini anladığım yıllar. Ortaokul 3. sınıfta okurken 1969’da anam da vefat etti. Kaldık mı anasız babasız. Lise o yıllarda açıldı Fethiye’ye. Ben Muğla’da Sanat Enstitüsü Yapı Bölümüne kayıt yaptırdım. Arkadaşım Mustafa Sabancıyla. Bir ev bulduk, 50’şer lira kirayla elektrik, su, yakıt, yeme içme, harçlık hariç. Hiçbir geliri olmayan, anası, babası olmayan bir çocuk nasıl okur? Rahmetli Memiş abim (Allah Rahmet eylesin.) “ceketimi satacağım, seni okutacağım, diyerek destek veriyordu.” Bu psikoloji içinde hazırlıklara başladım. Moral bozuk o şartlarda okuyabilmek çok zor. İşte o günlerde cankurtaran bir gelişme oluyor. Ortaokul arkadaşlarımın birisiyle karşılaşıyorum, bana; “tebrik ederim, Öğretmen Okulunu kazanmışsın” diyor ve ben koşarak okula gidiyorum. İlk sırada adımı görüyorum. Bir hafta sonra, 2. sınavın okulda yapılacağı yazıyor ve gereken evrak ve şartlar da yazılı, onların hazırlanması gerekiyor. Bu şartlardan biri yatılı teminat senedinin veli veya vasi tarafından imzalanması idi. Ana-baba olmadığı için vasi gerekiyor. Onun için mahkeme kararıyla abimin  vasi olması gerekiyor. İşlem başlıyor; Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma işlem bitmiyor. Pazartesi 2. sınav var. O zamanlar, cumartesi öğleye kadar mesai vardı. Cumartesi günü yine  Savcılık kaleminin kapısındayız. Saat 9-10-11 mesainin bitimine 1 saat kaldı. Benim kalbim heyecandan duracak gibi ama savcılık kaleminden ses yoktu. İşte o sırada şans bize bir kere daha gülüyor. Eldirek’li, adliyeyi iyi bilen bir ağabeyimiz geliyor. “Birkaç gündür burada görüyorum sizi, ne işiniz var?” diye sordu. Abim, hızlıca olayı anlatıyor. O ağabeyimiz bana; “git abim bir sigara al gel” diyor. Abim 5 lira veriyor. 3,5 kuruşa bir tane Yeni Harman sigarası alıp geliyorum. O zamanlar fazla çeşit filtreli sigarada yok. Eldirek’li ağabeyimiz  paketi alıyor açıyor, bir tane yakıyor, kaleme giriyor oradaki kişiye bir sigara uzatıp, paketide masasına bırakıyor, bizim işimizi anlatıyor. O kişi yukarı gidip dosyayı bize veriyor. İşte bu olay benim hayatıma yön veren ve beni ben yapan olay. 3,5 liralık bir hayat. Bütün bir hayat. Bütün bir hayatım boyunca insanları bekletmeme ve her insanın ‘bir öksüz-yetim Bekir’ olabileceği varsayımıyla davranma. Bu olayı uzunca anlatıyorum ki,  bunu okuyan  herkese  de ders olsun.

Öğretmen okuluna başlayış, devletimin yedirdiği, giydirdiği, bütün masraflarımı karşıladığı ve bir ömür boyunca ödeyemeyeceğim, vatanıma, milletime borcum , borcum, borcum. Sorumluluğu, vatanını, milletini, bayrağını  çok  seven ölümüne seven bir öğretmen okulu öğrencisi. Yüksek öğretime kayıt ve siyasi olayların arttığı, kardeşin kardeşi, sağ, sol diye acımasızca vurduğu yıllar 1973-1974. Ve, okulu bırakıp elimize gelen Sivas emrine atandığımız  yazısı öğretmenliğe ilk adım. Şarkışla  Kapaklıpınar Köyünde öğretmenlik, Muğla’ya tayin, Yayla Ceylan, Yayla Kınık, Çamköy, Milas-Kusyaka Karapınar Mahallesi öğretmenliği, İzzettin Dereboğaz Mahallesi öğretmenliği, Kargı Şehit Refik Cesur İlköğretim Müdürlüğü, 1990-1999 arası Halk Eğitim Merkezinde İdarecilik. 11 Ocak 1999 Çamköy Belediye Başkanlığı adaylığı için  görevden istifa.

Bu arada; 26 Kasım 1976’da evlilik. 1978 doğumlu Fatma Ülkü, 1980 doğumlu Muhammet Kürşat, 1981 doğumlu Fatih isimli üç evladım. Kızım İngilizce Öğretmeni, Kürşat Ziraat Mühendisi, Fatih Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni.

 – Çocukluk dönemine ait bir şeyler?

Başta da söylediğim gibi çocukluğum aileme hayvan gütmede yardımcı olarak, kendi çapında her işe yaramaya çalışarak geçti. Okul yıllarımda yaz aylarında halde çalışıp, akşamleyinde araba yükleyerek okul harçlığı biriktiriyordum. Oyunlarımız sekmek, beş taş,  kızak (keven üzerinde), yıkık. Yaylalar da çadırlarda kazık, çelik gibi oyunlar oynardık. Bilye oyunu da meşhurdu.

 – Belediye başkanlığı süreci nasıl başladı? Nasıl devam etti?

Halk Eğitimde çalışırken, Fethiye’mizi ve köylerimizin tümünü mahalleleriyle birlikte tanıma fırsatı buldum dokuz yıl boyunca. Tecrübe ve birikimlerimiz ve aynı zamanda çevremiz bir hayli genişledi. Bir akşam kapı çalındı, bir grup arkadaş geldi evime. Çamköy’ün belediye olduğunu, köyde yapılan toplantılarda benim ismimin belediye başkanlığı adaylığında öne çıktığını söylediler. Onun için geldik dediler. Ben bu işi yapamayacağımı söyledim. Israr ettiler ve karar vermek için bir hafta süre verdiler. Bir hafta sonra geleceklerini  sonucu o zaman vermemi istediler. Hane halkı yapabileceğimi, mesai arkadaşlarım köylülerin iyi karar verdiklerini mutlaka kabul etmem gerektiğini söylediler. Ama benim hiç niyetim yoktu. Bir hafta sonra  genç arkadaşlar yine geldiler. Ben teşekkür ettim. Ama bu işler bana göre değil, başka birisini bulalım dedim. O zaman gruptan olan  Ramazan Karaoluk, bundan kaçamayacağımı söyledi ve ekledi; “bu seçimi kaybedersek ve yetersiz biri kazanırsa bunun vebali ve günahı senindir.” dedi. O söz beni çok etkiledi ve tamam dedim. İyi bir ön hazırlık ve arkadaşların fedakar çalışmalarıyla seçime girdik ve kazandık. 18 Nisan 1999’da yapılan yerel seçimde Çamköy Belediye Başkanı seçildim. Seçim kurulunun verdiği bir kağıt (mazbata) ve “hayırlı olsun başkan oldun.” Devasa problemler, daha önce olmayan, yeni kurulacak bir belediye. Meclis üyeleriyle bir araya geldik. Kimde sandalye, masa gibi eşyalar var bunları tespit ettik. Bütün dostlar, köylüler seferber oldu. Binayı donattık. Birisi çay ocağı, birisi faks, birisi bayrak direğini, perdeyi, halıyı, velhasıl, Çamköy Çamköylülüğünü gösterdi. Kaymakamlıkça görevlendirilen  üç memur ile başladık. Meclis toplantısı ve acilen yapmamız gereken işler, araç gereç temini, personel alımı ve diğer işlerin planlanması. Yorucu yıpratıcı zor günler. Halkımıza verilen sözlerin yerine getirilmesi için çalışmalar başladı. Halkımıza demiştik ki evinize, işinize rahat gideceğiniz yol. Ürünlerinizi rahat satacağınız hal. Bu   çalışmaları yaptık. 5 köprü, menfezler, binlerce büzlü geçişler, yol kenarlarına beton arklar, parke, asfalt çalışmalarını ilk yıllara sığdırdık. Belediyenin tüm birimleri bilgisayarla donatıldı. Fotokopi, faks, internet, olması gereken her şey yapıldı.

 – O dönemde sevindiğiniz ve üzüldüğünüz iki olayı anlatıyorsunuz.

Evet, gelen insanlarımıza tamam dedikten sonra belediye ile ilgili kitaplar temin ettim. Belediyeyi ve belediyeciliği tanımak için araştırmalar, hazırlıklar yaptım. Başkan olduktan  sonra devlet dairelerini ziyaret ederken bir gün Ağır Ceza Reisini ziyaretimde kendimi tanıttığımda Reis; “O, başkan olmadan kitaplar alıp belediyeciliğe hazırlanan başkan sen misin? Bu ülkenin senin gibi insanlara ihtiyacı var. Hiç korkma sizlerin yanınızdayız.” dedi O, beni  çok mutlu etmişti. İnsanlarımız  “belediye olduk çöpümüzü alın, işlerimizi görün artık” dediler.

Karaçulha Belediyesine gittik. Halden bize de küçük bir pay verilmesini ve çöp aracı  yardımı yapılmasını istediğimizde; “Bak bak, belediye olmuşlarda halden pay istiyorlar, araç gereç yardımı istiyorlar.” diye dalga geçilmişti. Bu bizleri çok üzmüş ve hayal kırıklığına uğratmıştı.

 – İkinci döneminiz de neler yaptınız?

Birinci dönemde yoğun bir altyapı çalışması başlatılmıştı. Bu hızlı çalışmanın sonucunu insanlarımız takdir ediyor. Bizleri de teşvik ve teşekkür ederek ödüllendiriyordu. Bu milli bir seferberlikti. İnsanlar evlerini, bağlarını, bahçelerini, seralarını hiçbir şey talep etmeden yola bırakıyor, hatta kendisi söküyor. Hizmetler de art arda geliyordu. Bunun yanında; hali hazır, jeolojik ve jeoteknik çalışmalar, imar planı hazırlıkları ve seçime 3 ay kala askıya çıkartılan imar planı. Bu plan işiyle kopartılan fırtınalar. Yakılacak, yıkılacak sera hikayeleri, ortalık toz duman içinde seçim. Buna rağmen halkımızın % 65’lik oy teveccühüyle 5 yıl daha süre vermesi. Bu dönemde aynı tempo yol çalışmaları, altyapı çalışmaları, içme suyu getirilmesi, sağlık ocağı yapılıp hizmete açılması. Okulda anfi tiyatro ve çevre düzenlemesi, derelerin ıslah  ve kenarına yolların açılması, asfaltlanması. Resmi Çamköy Halinin yapılması ve kurulması. 18. madde uygulamasıyla iki bölgede tapuların dağıtımı. Çevre yolunda 18. çalışmaları bir birini takip etti.

 – İkinci dönem sizi çok etkileyen bir olay var mı?

İkinci dönemde  bütün dikkat ve ağırlığımızı hal birliğinin sağlanmasına yönelikti. Oluşturulan komitede bizleri temsil eden arkadaşlarımıza hep olumlu yaklaşmalarını  ve uzlaşmayan taraf olmayalım dedik. Uzun süren görüşmelerden sonra anlaştıklarını ve basına  sonuçları açıklayacaklarını bildirdiler. Komite, Batı Akdeniz Hal Birliğinin kurulduğunu  ve diğer ilgili açıklamaları kamuoyuna sundular. Bir Çarşamba günü idi. Bu olaya çok sevindik. Aynı hafta cuma akşamı bir arkadaş; “Yerel televizyonlardaki haberlere bakıyormusun?” dedi. “Hayır!” dedim. Açmamı söyledi, hemen açtım televizyonu. Yapılan görüşmelerde Karaçulha’ya haksızlık yapıldığını, bu işin ihanet olduğunu  söylüyorlardı. Bu beni etkileyen ve yıkan bir olaydı.

 – Bugün baktığınızda gençlere neyi tavsiye edersiniz?

Bugünün gençlerine bakıyorum, çok seviniyorum, çok üzülüyorum! Çok idealist, dürüst, çalışkan, dünyaya açılan gençleri görüyorum çok seviniyorum ve yarınlar adına ümitvar oluyorum. Bir tarafa  da  bakıyorum, okumayan sarhoş, ayyaş, kapkaçcı, haram helal bilmeyen gençleri görüyorum, çok üzülüyorum. Ama ümitsiz değilim. Hepsi aslına  rücu edecek, nasıl bir atanın torunları olduğunu, bu vatanın nasıl bizlere geldiğini, uğruna dökülen kanların, feda edilen canların, neden gök ekin biçer gibi harcandığını anlayacaklar ve kendilerine döneceklerdir diye düşlüyorum.

Gençliğimiz çalışmalı, çalışmalı, çalışmalı. Okumalı, araştırmalı geleceğin büyük Türkiye’sinin onların omuzlarında yükseleceğini bilmeli. Niçin yaratıldığını, nasıl yaşaması gerektiğini ve bir emanetçi olduğunu, emanete ihanet etmemesi gerektiğini unutmamalı.

 – Çamköy’ün bundan sonrası için neler yapılabilir?

Çamköy için hazırladığımız planlar ve planlamalarla, önce de söylediğimiz gibi önümüzdeki seçimleri değil, önümüzdeki asırları düşünüyoruz. Belki, eksikliklerimiz çok, fazlamız ise asla yok. Modern, çok amaçlı bir belediye binası. İçinde sosyal ve kültürel, her yaşa ve cinse hitap eden bölümler. Modern düğün salonu yaz ve kışa hitap etsin, içinde her hizmet verilsin. Pastanesi, kuaförü, gelin ve araç süslemesi, aşçısı ve benzeri hepsi. Herkese hitap eden  modern parklar, Türk hamamı, yaşlıları barındıracak huzurevi. Kısacası insanların insanca yaşayabileceği bir belde hayalim.

 – Son olarak başkanım, söylemek istedikleriniz?

Hiçbir zaman ben merkezli düşünmedik. Biz dedik, beldemiz, insanımız dedik. Çamköy dendiği zaman,  ayrıcalığı olsun istedik. Bunu da başardığımızı düşünüyorum. Her ne kadar armudun sapı, üzümün çöpü diyerek bizleri eleştiren dostlarımız varsa da, zaten % 100 benimsenip,  sevilmek, hiçbir faniye nasip olmamıştır. Bize de olması düşünülemez. Biz hep, Peygamberimiz (SAV)’in, “Bir Günün Adaleti Yetmiş  Yıllık  İbadetten Üstündür.” hadisini kendimize rehber edindik. Gayret bizden, takdir halkımızdan, başarıda kılmak da Cenabı Allah’tan dır. Herkesi, bu duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 Fethiyemizin yetiştirdiği değerlerin yaşamlarından süzülenleri paylaşmaya devam edeceğiz. Umulur ki, kayda geçsin, örnek alınsın, yaşansın ve yaşatılsın. Haftaya görüşüncüye kadar tebessümle kalın.

Hakkında editor3

1970'li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.