Anasayfa / Köşe Yazıları / Gün Geçmiyor ki Bir Gariplik Yaşanmasın

Gün Geçmiyor ki Bir Gariplik Yaşanmasın

Televizyonda her hafta yayınlanan bir komedi programının sıkça tekrarladığı bir cümle vardı. Hangi program olduğundan emin değilim. “Olacak O Kadar” olabilir. “Gün geçmiyor ki bir gariplik yaşanmasın, sayın seyirciler” diyerek komedi haberlerini sunmaya başlarlardı. Gerçekten de öyle bir yerde ve zaman diliminde yaşıyoruz ki, bu sözün her gün, hatta her saat doğrulandığına şahit oluyoruz. Dünyadaki uluslar arası ilişkilerden tutun da etrafımızdaki günlük olaylara kadar garip kelimesini bile garip bırakan olaylar yaşanıyor. Attığı iki atom bombasıyla Japonya’yı yerle bir eden Amerika, Ortadoğu’da barış tesis etmeye çalışıyor. Hem de kiminle kimlere karşı! Karıştığı her ülkede iç savaşlar yıllardır bitmemişken ilginçtir, özellikle ülkemizde hızla imajını düzeltiyor. Bir zamanlar en azından da olsa var olan Amerikan karşıtlığı bile bir güzel eritiliyor, yumuşatılıyor.

Yakın geçmişte yaşanmış 28 Şubat süreci ile ilgili yaşananlara, söylenenlere, söyleyenlere ve olup bitenlere ise akıl erdirmek mümkün değil. Süreci o dönem Ankara’da bizzat yaşamış birisi olarak, bugünlerde bazılarının yaptığı açıklamaları ağzım açık dinliyorum. Ülkemiz futbolunu yakından ilgilendiren ve yargı süreci devam eden şike iddiaları ile ilgili federasyon evlere şenlik bir karar alıyor. Lehine olanlar bile memnun olmuyor. Karar adil mi değil mi, doğru mu yanlış mı tartışmayı bırakın, kararın sadece çıkmasına bile sevinenler var. 1 Mayıs kutlamalarını izlerken gördüm. İnanmazsınız! Artık, sosyalizmi savunan İslamcılarımız da var. “Ee, yerel konularda ne yazacak acaba?” diyorsanız, bakın işte orda dururum. Yukarıdakilerden hiçbir farkı olmadığını siz de biliyorsunuz. Akıl sağlığını bozacak işlere sorumluluğu olanların bile hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettiğini siz de görüyorsunuz. Tam bir tiyatro. Tiyatro izlemeye pek fırsatım olmuyor ama üzülmüyorum. Bunlar yetiyor. Malum bu aralar tiyatroların özelleştirilmesi tartışmaları da sürerken size de o gözle bakmanızı tavsiye ederim. Dedim ya yazının başında; “Gün geçmiyor ki, bir gariplik yaşanmasın!”

Gündemin ana konusu 1 Mayıs İşçi Bayramı ile bitirelim. Kimin, neyi kimden istediği belli belirsiz hale gelen kutlamalarla ilgili aklımda kalan güzel bir Twitter lafı var. “Siz işçinin hakkını verin yeter. Bayramı Allah vermiş zaten.” İşveren ve işçi hukuku üzerine yazmayacağım. Bu durumu özetleyen tarihimizde yaşanmış, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde yer alan ibretlik bir olayı paylaşacağım. O günlerde yaşananlara bakın. Bir de bugüne.

Fatih Sultan Mehmed, adını taşıyan camiin inşaatında kullanılacak mermer sütunları kestiren Rum mimarlardan İpsilanti’ye kızıp elini kestirir. Bunun üzerine İpsilanti İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebi’ye başvurur. Haksızlığa uğradığını belirtip, hakkının padişahtan alınmasını ister. Kadı, padişahı çağırtır. Padişah girdiğinde İpsilanti davacı makamında ayakta durmaktadır. Padişah “maznun” minderine bağdaş kurmak üzereyken, Kadı Efendi kükrer: “Beyim, davacı ile hukuk önünde yüzleşeceksin, ayağa kalk!” Padişah kalkar. Kendisini savunması istenince olayda hata ettiğini belirtir. Kadı Efendi şeriat gereği kısasa kısas hükmünü verir. Hüküm gereğince padişahın da eli kesilecektir. Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalmışlardır. Padişah boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki, İpsilanti’nin eli, ayağı titremeye başlamıştır. Aklı başına gelir gibi olunca kendisini padişahın ayaklarına atar. “Davamdan vazgeçtim. İslâm adaletinin büyüklüğü karşısında küçüldüm. Böyle bir cihangirin elini kestirip kıyamete kadar lânetlenmeyi göze alamam” der. Fatih’in eli kesilmekten kurtulur. Ama tazminat ödemeye mahkûm olur. Kestirdiği elin diyetini şahsî gelirinden öder. Ayrıca bir de ev verir.

Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra, padişah, kadıya döner; “Bak a Hızır Çelebi, bu padişahtır diye iltimas eyleseydin, şer’i şerife mugayir hüküm verseydin şu kılıçla başını koparırdım.” Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırır, minderin altında duran demir topuzu padişaha gösterir: “Siz de padişahlığınıza mağruren hükmü tanımasaydınız billahi bu topuzla başınızı ezerdim.” Yeni yazılarda tekrar buluşuncaya kadar akıl başta olmak üzere her konuda sağlıklı ve mutlu kalın, hoşcakalın.

Hakkında editor3

1970'li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*