Anasayfa / Köşe Yazıları / Eğitim Öğretimde Kalıplara Hapsolmak!

Eğitim Öğretimde Kalıplara Hapsolmak!

Bir öğretim yılına daha umutlar, beklentiler ve bir o kadar da hayal kırıklıklarıyla girdik. 2018-2019 Eğitim Öğretim yılı 17 Eylül itibarıyla uzun bir tatilden sonra öğrencilerimiz açısından fiilen başladı. Yeni göreve başlayan bakan ile birlikte, kısa süreliğine de olsa, eğitim öğretim sistemimiz basın yayında mercek altına alındı, tartışıldı ve tekrar unutuldu. Sürekli değişen sınav sistemi, öğretmen yetiştirme modeli, mesleki eğitim meselesi gibi acil ele alınması gereken konular bile ikinci hafta ile birlikte gündemden düştü. Muhtemelen, bakanlığın 15 Ekim’de açıklayacağını duyurduğu en taze(!) liselere geçiş modeli ile birlikte tartışmalar saman alevi gibi yine yükselecektir. Sonra yine hiç bir şey olmamış gibi devam edilecektir. Önümüzdeki ay açıklanacak modele de artık yeni demek mümkün değil çünkü son birkaç yıl içerisinde yapılan değişikliklerin hepsi yeniydi!

Aslına bakarsanız, eğitim öğretim sistemimiz de bu kadar çok değişiklikler yapılıyor olsa da gerçekte vaziyet böyle değil. Çünkü değişen eğitim anlayışımız değil! Sürekli değişen; model, süreç gibi şekilden ibaret olanlar. Değişikliklerin çoğu özü itibarıyla günü kurtarmaktan öteye de gitmiyor ne yazık ki. Okullara, sınıflara ve saatlik çizelgelere bağımlı bir eğitim öğretim sisteminden kesinlikle, (esnetme dahi olmadan) vazgeçemiyoruz. Bütün bir süreç buradan kurgulanıyor. Bu üçü temel kabul edilerek diğerleri yapılandırılıyor. Okul öncesi eğitimden üniversite ve hatta yüksek lisans ve doktoranın bir kısmına kadar okul, sınıf ve çizelgeler olmadan adım atmayı tartışmanız bile mümkün değil. Hatta ve hatta mesleki eğitimin bile büyük bir kısmı aynı durumda. Uluslararası istatistikler ortada. Onlar bir tarafa, bugün “şu sınavda şu kadar öğrenci sıfır çekti, şu derste başarı sıfır” şeklinde dillendirilenler, istisnalar dışında, öğretim durumumuzu özetliyor. Çok ayrıntıya girip anlatmak istediğimizi boğmayalım.

Peki, yapılması gereken nedir? Diğer yazılarımızda olduğu gibi genel hatlarıyla özetleyerek görüşlerimizi paylaşalım. Öncelikle yıllar yılı bir türlü vazgeçemediğimiz bina-sınıf-zaman çizelgesi üçlüsünden, özellikle mesleki eğitimde, vazgeçmekle başlayalım. Tabiki hepten kaldırıp atalım denilemez. Her dersin kendine has öğretim ortamı dikkate alınmalı. Dersin özellikleri itibarıyla bazı derslerin sınıf ve hatta okul dışında olması gerekir. Herkese her dersin verilmeye çalışılması da başka bir nokta. Çağın gerekleri, ülkenin koşulları, toplumun durumu, öğrencinin kapasitesi ve beklentileri hepsi dikkate alınarak bütün öğretim kademeleri yeniden yapılandırılmalıdır. İlkokul döneminin bitmesiyle birlikte (5. Sınıf ilkokula alınarak) mesleki yönlendirmenin öğrencinin ilgi ve kabiliyeti doğrultusunda yapılmaya başlanması gerekmektedir. Meslek liselerinin cazip hale getirilmesi ve meslek liselerinden üniversiteye sınavsız geçişe imkân tekrar sağlanmalıdır. Lise öğreniminin mecburi olmaktan çıkarılması, akademik başarı dışında kalmak isteyen öğrencilerin mesleğe giriş yapmaları yerinde olacaktır İlgi yetenek ve kabiliyetlere göre yönlendirme yapılmadığı zaman neler olduğunu yıllardır görüyoruz. Özellikle 8 yıllık kesintisiz eğitim ve sonrasında 12 yıllık kesintisiz eğitimin sonuçları ortada duruyor. Sanayi ve küçük esnaf çırak yetiştirmek için eleman bekliyor. Çırak, kalfa ve usta yetiştirme geleneği sekteye uğramış durumda. Tabiri caiz ise (en geniş ifadesiyle) “atın önüne et, itin önüne ot atma” modeli uygulanıyor. Devamında ölçme ve değerlendirme sistemi de aynı mantıkla yanlış kurgulandığı için ortaya başarısızlık görüntüsü çıkıyor. Hâlbuki bizim öğrencilerimizin diğer başarılı ülkelerin öğrencilerinden eksiği yok fazlası var. Bu yanlış anlayış (zihniyet) ile hangi modeli kurgularsanız kurgulayın sonuç değişmeyecektir.

Yapılması gereken değişikliklerin şekli değil zihni anlamda olması gerektiğini tekrar vurgulayarak bu yazıyı bitirelim. Önümüzdeki yazılarda bu konuya enine boyuna yer verilmeye devam edilecektir. Bakanlığın yeni yönetiminden bu anlamda beklenti içine girmek bu milletin hakkıdır diye düşünüyorum. İnşallah bu adımlar atılır ve yıllardır hapsolduğumuz kalıplar kırılmaya başlanır. Haftaya tekrar buluşabilmek temennileriyle sağlıklı, huzurlu ve mutlu kalın, hoşcakalın.

Hakkında Editor Iki

Önerdiğimiz Yazı

Dönüşümcü Liderlik

Isparta’daki Belediye Başkanlarının Dönüşümcü Liderlik Vasıfları Üzerine Nitel Bir Araştırma “Dünyada yaşanan küreselleşme süreci her …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*