Anasayfa / Köşe Yazıları / Canınız Sıkılabilir, İsterseniz Okumayın

Canınız Sıkılabilir, İsterseniz Okumayın

yeni köşe yazısı

Geçtiğimiz hafta yayınlanan yazıda dünyanın çivisi çıktı mı diye sormuştum. İnanın öyle acayip şeyler olmaya devam ediyor ki bırakın çiviyi yakında tahtalarında da eser kalmayacak. Eskiden her yılbaşında bir önceki yılın olaylarını kronolojik olarak anlatan almanaklar yayınlanırdı. 2012 yılına ait almanak basılmayabilir. Zaten ulusal bir haber kanalı dışında pek yayınlayanda kalmamıştı. Neden mi yayınlanmaz? Çünkü eskiden ara ara maruz kaldığımız terör olayları artık her gün büyük ve acı kayıplarla olmaya devam ediyor. Şimdi almanağı hazırlayayım desen; birbirinin aynı türde ve sonrası aynı açıklamaların olduğu şehit haberleri dolduracak. Bazı yayın organlarının şimdilerde yaptığı gibi es geçeyim desen almanak almanağa benzemeyecek.

Geçelim gündeme. Geçmeden hemen önce bir hikâye ile başlayalım. Benzerini dinlemiş olabilirsiniz. Köyün birisinde maneviyat azalınca dini hizmetleri yerine getirecek imamdan başka kimse kalmamış. Bir zaman imamın tayini de çıkıvermiş uzak bir köye. Namaz, abdest derdi olmayınca ahalide, pek hissedilmemiş imamın yokluğu. Ta ki, köyde bir vatandaş ölene kadar. Malum cenazenin kalkması lazım. Yıkanıp, kefenlenip cenaze namazı kılınarak defnedilecek. Lakin bu işten anlayan kimse yok. Sorup soruşturuvermişler yakın yerlerde yok. Köyün uyanıkları düşünmüş taşınmış. Uyanıklar ya, köyün en sarhoşu olarak bilinen Bekri Mustafa’yı bulmuşlar. Yapsan yapsan sen yaparsın demişler. Anlamaz millet. “Yok, ben yapamam” dese de dinlemezler ve zorla alıp getirirler. Bekri Mustafa iyi kötü idare eder, namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve mevtanın kulağına bir şeyler fısıldar. Uyanıklar görmüştür olayı. Mevtaya ne söylediğini merak ederler. Bekri Mustafa gülerek cevaplar; “Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Orada sana mutlaka buraları soracaklar. Eğer dünyanın ahvali nedir derlerse, Bekri Mustafa imam oldu dersin. Onlar gerisini anlar dedim.”

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta meşhur sinema oyuncusu Amerikalı Angeline Jolia Suriye’den gelenler için kurulan kampları ziyaret için bir kez daha geldi ülkemize. Önceki ziyaretinde “Niye Hatay’a Geldin Angelina?” isimli bir yazı yazmıştım O yazıya baktım değişen bir şey yok. Arzu edenler www.mesutkoc.com dan “Angelina” araması yaptırarak okuyabilir. İlk gelişinde dışişleri sözcüsü tarafından ağırlanan Angelina bu kez devletin en üst düzeyine kadar bir güzel ağırlandı. Bir daha gelmez inşallah! Hepimizi yol boyu dizerler karşılamak için diye korkuyorum. Ayrıntıya girmeyeceğim ancak; eğer bizim bu kamplardaki durumu dünya kamuoyuna anlatmamız için Angelina’ya kaldıysak vah halimize, vah o dünya kamuoyunun haline, vah BM’lerine ve iyi niyet elçisine…

Ocakları söndüren terör beşer onar yeni kurbanlar almaya devam ederken ülkemiz insanı hala olayın vahametini kavramaktan uzak. Az çok çaba gösteren de partizanlığın, cemaatçiliğin ve dezenformasyonun korku ve etkisinden çıkamıyor.

Milyonlarca insanın mensubu olduğu İslamiyet’in tebliğcisi peygamberimize hakaret eden ahlaksız bir film ABD’de çevriliyor. Kutsallara saldırmayın diye ortalarda gezinen ve bu tür durumlarda hemen kınama ve yaptırımlar peşinde koşanlardan hiç ses soluk yok. Aynı cins evliliklerinden satanizme kadar akılları zorlayan ahlaksızlıklara anlayış gösterilmesini bekleyen sözde insan hakları savunucuları desen kayıp. En küçük şikâyette hemen site kapatan malum kurumumuzun Youtube’da yayınlanmaya devam eden videodan galiba haberi yok. Hoca(efendilerine) en ufak olumsuz bir yorumda ortalığı ayağa kaldıran cemaatlerden hiç tepki yok. Hak din İslam’ın gelişi ile birlikte diğer bütün dinlerin hükmünün ortadan kalktığını bile bile dinler arası(!) diyalog masalları anlatanlardan ses yok. Medeniyetler arası köprü inşaatçılarında, öbür taraftan ara ara bu tür rezillikler gelmesine rağmen hala bir tık yok. Tepki gösterenlerde tepkinin dozunu kaçıranlara kızarken araya sıkıştırıveriyorlar. Sanki hırsızın, terbiyesizin inançlara saldıran bu şerefsizlerin hiç suçu yokmuş gibi.

Yazı uzayacak kalanları kısa kısa geçeyim. Zaten önümüzdeki hafta hepsini unutmuş oluruz büyük ihtimalle.

Ülkenin geleceğini devralacak gençleri ilgilendiren eğitim ile ilgili köklü bir değişiklik yapılıyor. Ancak ne uygulayan, ne de uygulanan derdini anlatabiliyor. Uygulayan en ufak bir hata bile yapmış olacağını kabul etmiyor. Eleştiriye kapalı. Eleştiren de toptancı yaklaşımın esiri gibi. Külliyen istemezük diyor.

Bir futbol takımının çalıştırıcısı ile kavgalı bir oyuncusunun otuz iki bin TL’ye mal olan heykelinin açılışı yapılıyor ve yoğun katılım oluyor.

Bunca yeni yola ve kavşağa rağmen trafik kazalarında insanlar ölmeye ve yaralanmaya, araçlar hurdaya çıkmaya devam ediyor.

Bir koca kendisinden 26 yaş küçük karısını doğruyor, bir kadın tecavüze yeltenen adamın kafasını kesiyor, meydana atıyor.

Ördeğe tecavüz eden sapığa 300 TL para cezası verilip altı taksite bölünüyor.

Dedelerinin savaşarak alamayınca yakıp yıktıkları kiliselerde torunları restore edilmiş yenilerinde güle eğlene, oynaşarak ayin yapıp gidiyor. Ve bu övünülerek anlatılıyor.

Adaleti, hakkı hukuku savunmaya aday olanların seçme sınavında usulsüzlükten sınav iptal oluyor. Yetmiyor, şaibeli sınavlarla ilgili suç kabul ediliyor ancak kimse suçlu olmuyor ve ceza da almıyor.

Yok, yok daha fazla devam etmeyeyim. Düşündüren bir fıkra ile bitiriyorum. Temel ile Fadime yeni evliymiş. Temel her sabah dağın eteğindeki kasabaya inip gazete alıyormuş. Bir ay, iki ay derken üç ay sonra bıkmış. Temel; “Bundan sonra gazetelerimi her gün sen alacaksın Fadime” demiş. Fadime kabul etmiş. Bir ay, iki ay ve üç ay derken Fadime her sabah o kadar yol yürümekten bıkmış ve düşünmüş ki bir gitmeye 7 tane gazete alayım. Her sabah birini vereyim demiş ve Temel’e her sabah birini vermiş. Yedinci gün Temel Fadime’ye dönmüş ve; “Fadime, dünyada ne kadar çok ah……. insan var. Aynı adam aynı ağaca aynı arabayla 7 gündür çarpıyor. Hayret, hiç kimse tedbir almıyor.”

Yazının başlığında demiştim canınız sıkılabilir diye. Bu arada, hikâyelerle günümüz olayları arasında bağlantı kurmayın. Kurarsanız da sorumluluk sizin, ona göre. Bir kez daha, Allah’ım sonumuzu hayreyle diye dua ediyorum. Ağzımızın tadını bozmayacak konularla tekrar buluşabilmek dileğiyle sağlık ve mutlulukla kalın, hoşcakalın.

Hakkında editor3

1970’li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*