Anasayfa / Köşe Yazıları / Balkanlarda Bir Yunanistan

Balkanlarda Bir Yunanistan

selanik

Uzun süredir gezi yazısı yazamıyorum. Gezi yazısı yazmak kolay değil zaten. Biraz kişiye özel bir tür. Her şeyi yazamıyorsunuz. Yazdıklarınız nesnellikten uzak cümlelerden oluşuyor. Gezilen yerler ile ilgili teknik bilgiler verirseniz o ayrı tabii. Öncü Eğitimciler Derneğinin koordinesinde, Yunanistan ile başlayıp Makedonya ve Kosova ile devam edip Bulgaristan ile biten ziyareti anlatmaya başlarken bu küçük ayrıntıyı bilmenizi isterim. Avrupa Birliği üyesi ve son zamanlarda adını yaşadığı ekonomik krizlerle dünyaya duyuran Yunanistan ile başlayalım yazımıza.

İpsala sınır kapısından Yunanistan’a giriş yapmak üzere geldiğimizde klasik tabiriyle, saat gecenin yarısını geçiyordu. Sınırda Meriç nehri var. Nehrin bir tarafı Türkiye, diğer tarafı Yunanistan. Nehrin üzerindeki uzun köprü iki ülkeyi birbirine bağlıyor. Oldukça sakin olan sınır kapısında fazla beklemeden Yunanistan’a hareket ettik. Şafak sökerken İskeçe’ye vardık. Kahvaltı için ayarlanan lokanta saat kulesinin yakınında. Etrafta bolca lokanta, büfe ve alışveriş mağazaları var. Meydanda bulunan tarihi saat kulesi belli ki restore edilmiş birkaç kez. Tepesinde Yunan bayrağı bulunan bu tarihi saat kulesinin 1870 yılında Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılmış olduğunu öğreniyoruz. Yaklaşık on beş metre yüksekliğe sahip bir kule. Daha önce İskeçe belediyesince yıkılmasına karar verilmiş ancak halk tepki gösterince vazgeçilmiş. Saatin bir kitabesi varmış ama buralarda Osmanlı eserlerine uygulanan zihniyet gereği paramparça edilmiş. İskeçe’nin nüfusu elli üç binin üzerindeymiş. Şimdilerde Xanthi adını taşıyan İskeçe büyükçe bir kasaba görünümünde. 1371 yılındaki Çirmen Zaferi ile Osmanlıların eline geçmiş. İkinci Dünya Savaşında Bulgarlar tarafından işgal edilmiş. Ayrılırken İskeçe hakkında bilinmesi gereken asıl cümleyi de paylaşayım. İskeçe, Batı Trakya Türklerinin azınlık sorunları ve insan haklarının Yunanistan tarafından ihlallerine karşı siyasi mücadele verdiği yerlerin başında geliyor. İstanbul’da Ermeni ve Rum cemaatlere vakıf mallarının iade edildiğini düşündüğümüzde burada da mütekabiliyet esasına göre bir şeyler beklememiz lazım. Ancak, nerdeeee…!

Selanik’e doğru yola devam ediyoruz. İzmir’e çokça benzetilen ve Atatürk’ün doğduğu şehire. Atatürk’ün doğduğu ev şehrin apartmanları arasında kaybolmuş gibi. Tadilatta olduğu için içini gezemedik. Binanın bir tarafı Türk Başkonsolosluğu olarak hizmet veriyor. Selanik’te Sokak başlarında nöbet tutan polisler göze çarpıyor. Bir de hemen hemen yazılabilecek her yere yazılmış Yunanca sloganlar. Selanik Osmanlı İmparatorluğu döneminde liman, sanayi ve ticaret merkezi olarak önemli bir konumda olmuş. Günümüzde, başkent Atina’dan sonra ikinci büyük şehir diyorlar Selanik için. Selanik “Osmanlı eserlerini yok etme” kampanyasına direnmiş gibi duruyor. İlgiyle dolaşıyoruz bir bir ve hayranlığımız artıyor bir kat daha büyük ecdada. Alaca İmareti, Bey Hamamı, Beyaz Kule, Pazar Hamamı. Alaca İmaret Camii 1484 yılında, Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış. 1978 Selanik depreminde hasar görmüş. Yunanistan Kültür Bakanlığınca restore edilmiş. 1986’dan itibaren Selanik belediyesince sergi, konser gibi etkinliklerde kullanılıyormuş. 1997 Avrupa Kültür Başkenti mekanlarında yer almış.

Selanik’in en hareketli yerlerinden birisine yürüyoruz. Aristotelus meydanı. Trafiğe kapatılmış, denize kadar mağaza ve “cafe”lerin cadde boyu kaplamış. Jamaikalı gençler var, ellerinde bir şeyler var satmaya çalışıyorlar. Belli ki kaçak yollardan bu ülkeye ve bu şehre kapağı atmışlar. Kordon boyu devam ediyoruz. Beyaz Kule’ye kadar kâh oturup kahve içiyor, kâh durup fotoğraf çektiriyoruz. Selanik’e gelen ziyaretçilerin mutlaka uğradığı yerlerin başında Beyaz Kule geliyor. Beyaz Kule yaklaşık kırk metre yüksekliğinde. Selanik Osmanlı yönetimine geçince kule beyaza boyanmış. O nedenle de Beyaz Kule denmeye başlamış. Halen müze olarak kullanılıyor. Önünde yine bol bol fotoğraf çektiriyoruz. Otobüsümüz geliyor ve şehir turuna devam ediyoruz. Tura devam etmesine ediyoruz ama yazımızı da burada bitiriyoruz.

Haftaya tekrar buluşuncaya kadar sağlıklı, mutlu ve huzurlu kalın, hoşcakalın.

 

Hakkında editor3

1970’li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*