Anasayfa / Köşe Yazıları / Afrika Üzerine Konuşmalar (1)

Afrika Üzerine Konuşmalar (1)

Günümüz dünyasında, yeryüzünde var olan kaynaklardan insanların eşit bir şekilde istifade edebildiğini söylemek mümkün değildir. Birçok örneği bulunmakla birlikte Afrika kıtası bunun sayısız örnekleriyle dolu bir coğrafyadır. Bu beş yazıda; Afrika üzerine çok önemli bilgilere yer veren ve Anadolu Gençlik Dergisi internet sitesinde geniş şekliyle bulunabilecek bilgiler yer alacaktır.

“İslam dünyasının pek çok bölgesinde küresel çaplı büyük bir operasyon söz konusu… Bu operasyonun bir boyutu da algı operasyonları ile İslam dünyasının birbirini anlamasının önüne engeller koymak ve İslam’ın kültür atlasını birbirine yabancılaştırmak… Bu algı oyununu ortaya koymak ve yabancılaşma tehlikesini ortadan kaldırmak için Afrika üzerine konuşmalar isimli bir dosya hazırlayarak uzman ve saha uygulamacılarına tüm boyutları ile Afrika’yı sorduk. Mikail Taşcı moderatörlüğünde katılımcılarımız: İsmail Mansur ÖZDEMİR (Sosyolog/AFSAM Danışma Kurulu Üyesi, Cansuyu Derneği D. Afrika Yardımlar Koord.), Mustafa EFE (Uluslararası İlişkiler & Afrika Uzmanı, Afrika Derneği Kurucu Başkanı) Mehmet BİTEN (Anadolu Gençlik Dergisi Genel Yayın Yönetmeni) Mustafa UZUN (Gazeteci-Yazar, Cansuyu Derneği Basın Müşaviri)

MODERATÖR: Afrika’yı konuşmak istediğimizde fiziki, kültürel ve tarihî olarak hangi sınırlar içindeki bir Afrika’dan bahsedebiliriz?

İ.M.Ö: Aslında Afrika diye bir yer yok. Zira bu koca kıtada binlere varan farklı toplum, kültür, millet ve dil var. Yekpare bir Afrika’dan bahseden algı, daraltan, kısıtlayan bir algıdır. O nedenle tek bir Afrika’dan bahsedemeyiz. İnsanlık tarihinin ve ilk uygarlık döneminin vurucu izlerini taşıyan bir medeniyet havzasından bahsediyoruz. Afrika’da 2900 kadar dil konuşulduğu düşünüldüğünde muazzam bir kültür atlası ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Burada bilinmesi gereken bir nokta da şudur: Dante’nin ilahi komedyasında “Batı” nirengi noktası alınır. Kültür odağı olarak “Roma” esas alınır. Greenwich ise yer-mekân algısının nirengi noktası olarak kabul edilerek Batı alanı dışındaki medeniyet havzaları hafife alınır, küçümsenir hatta uzaklık yakınlık algıları da hep bu uygarlık tasavvuru etrafında ele alınır. Uzak Doğu, Yakın Doğu, Ön Asya, işte bu tanımlamanın ürünü coğrafi betimlemelerdir. Afrika’da hem mekânsal olarak hem de kültürel varlık alanı itibariyle Batılı bakışın kurbanı olmuştur. Ayrıca coğrafi haritalarda yapılan illüzyonizm ile kıtalar arasında oransal oynamalar yapılmıştır. İşte Afrika algısı modern dünyada hep Batılı betimlemeye kurban gitmiş ve bir illüzyon alanı hâline getirilmiştir. Bu nedenle Afrika’nın gerçek sınırlarını çizmek ve çeşitliliğin farkına varmak ve bu muazzam kültür atlasını kendi doğal bağlamında ele almak Afrika’yı anlamanın ilk şartıdır.

M.EFE: Aslında 15. yüzyıla kadar kültürel ve tarihi olarak sınırlı alanda bir Afrika kültürü ve Afrikalı yayılmasından bahsedebiliriz. Afrika kıtası Cebelitarık ve Süveyş kanallarıyla Avrupa ve Asya’dan ayrılmış olan 30 milyon kilometre kareyi aşkın bir eski dünya parçasıdır. Afrika kıtasının eski dünyada sayılmasının çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bunların en önemlisi eski medeniyetlere ev sahipliği yapmış olduğu bilgisinin -sınırlı olmasına rağmen- günümüze ulaşmış olmasıdır: Kuzey Afrika’da Kartacalılar, Mısır, Fenikelilerin kurmuş olduğu medeniyetler, Batı Afrika’da kurulmuş olan medeniyetler bu bölgedeki medeniyetlerdir. Mali Dahomey, Shongai, Kongo, Great Zimbabwe, Etiyopya, Mata Beyleri imparatorlukları da bu medeniyet havzasının ana noktalarını göstermektedir. Afrikalıların tarih sahnesinde belki de en fazla yayılmaları 15. yüzyıldan sonraki süreçte olmuştur. Fakat bu görünürlük ve yayılma çok acı veren bir tarihin yazılmasına sebep olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa’dan doğuya giden İpek ve Baharat yollarının kapanmasıyla Hindistan’a giden yollar araştırılmaya başlandı. Bu arayışlar sırasında da Portekizlilerin Afrika kıtasının batı kıyılarından itibaren hareket etmeye başlamasıyla ilk defa Avrupalılar tarafından Sahra altı Afrika kıtası fark edilmiş ve bu süreçte sömürgecilik ve köle ticareti başlamıştır. Afrika kıtasında Batılıların girişmiş oldukları sömürgecilik neticesinde başlayan trans Atlantik köle ticareti ile Afrikalılar “yeni dünya” diye adlandırılan Amerika’ya köle olarak götürülmüşlerdir. Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde şeker plantasyonlarının kurularak buralarda Afrikalıların çalıştırılması neticesinde çok ciddi gelir elde edilmiştir. Afrika kıtasından Amerikalılara köle olarak götürülen insan sayısı 18 ile 100 milyon arasında sayılarla ifade edilmektedir. Avrupa, Afrika ve Amerika üçlü sacayağında kurulan transatlantik köle ticareti neticesinde Avrupa’da sanayi devrimi başlamıştır. Avrupa’da ve Amerika’da milyonlarca insanı köleleştiren ve bunların iş güçleri üzerinden medeniyet inşa ettiğini düşünen, sanayi devrimi yaptığını ifade eden kanlı Batı tarihiyle de ilişkisi olan bir kıtadan bahsediyoruz. Bundan dolayı Afrika kıtasının sınırları olarak görebileceğiniz yerler sadece bugünkü fiziki anlamda Afrika kıtası değil; Avrupa -özellikle İspanya, Portekiz ve İngiltere başta olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri-, Amerikalılar diye adlandırabileceğimiz Kuzey Amerika ve Güney Amerika’dır. Hatta Güney Amerika kıtasına Latin Amerika yerine Latin Afrika ismini kullananlar bile vardır. Bundan dolayı Afrika’nın sınırlarını veya Afrika kıtasının sahip olduğu doğal sınırlar olarak ifade edebileceğimiz alanı global Afrika olarak da ifade edebiliriz.

M.BİTEN: Yaklaşık 30 milyon km² alana sahip yüz ölçümü ile Afrika, dünyanın en büyük ve en fazla nüfus yoğunluğuna sahip ikinci kıtasıdır. 1 milyarlık nüfusuyla dünya nüfus yoğunluğunun %15’ini oluşturur. Afrika, kuzeyde Akdeniz, güneyde Hint Okyanusu, batıda Atlas Okyanusu, doğuda Sina Yarımadası, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile çevrelenmiş bir kıtadır. Kıta aynı zamanda Madagaskar ve çeşitli takımadaları da bünyesinde barındırır. Kıtada 54 adet diplomatik olarak tanınmış egemen devlet, dokuz bölge ve 3 adet de sınırlı tanınmış devlet bulunmakta. Özellikle Batı Afrika, genel kanı olarak insanlığın başlangıç noktası olarak kabul edilir.”

Not: Devam edecektir.

Hakkında editor3

1970'li yılların ortasında doğmuş. İlkokuldan yüksek lisansa kadar eğitim kurumlarının verdiği bütün diplomaları almış. Halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim alanında doktoranın tez aşamasında. Yazıp çizmeye meraklı olduğu ifade ediliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*