Fethiye Haber Net (www.fethiyehaber.net ) için yazmış olduğum yazıdır.
Meşhur hikâyeyi bilirsiniz. Kurt, tilki ve aslan arkadaş olur ava giderler. Av sonunda aslanın isteğiyle kurdun yaptığı paylaşım aslanın işine gelmez ve onu ortadan kaldırır. Kurnazlığı ile meşhur tilki ise bütün avı aslana bırakan bir taksim yapar ve kurttan ders aldığını ifade eder. Sonra da kurdun bu davranışı övünülecek bir şeymiş gibi anlatılır. Bu hikâyeyi kimler yaygınlaştırır bilmem ama oldum olası bu hikâyenin verdiği ders hiç içime sinmemiştir. Çok satılan bir kişisel gelişim ve iletişim dergisinde okuduğum şekli ise beni bu yazıyı yazmaya sevketti. İşte o hikâye ve verilen mesaj:
Kurt, tilki ve aslan arkadaş olup ava çıkarlar. Aslında aslanın avlanmada berikilere hiç ihtiyacı yoktu ama onların kendisinden istifadesi için bu arkadaşlığa tenezzül etmişti. Kamil insanların avama arkadaş olmaları da bu kavildendir. Aslan sırayla yaban öküzü, yaban keçisi ve tavşan avladı; imtihan kastıyla kurda “Hey kurt! Karnımız acıktı, gel de şu avladıklarımızı benim yerime pay ediver!” dedi. Kurt kendince paylaşmaya başladı: “Bu yaban öküzü size yakışır; zira o da iri, siz de irisiniz. Büyüklük bakımından yaban keçisi bana münasiptir. Eh, şu tavşan da tilkiye yeter de artar bile!” dedi. Aslan bu taksimden gazaba geldi ve bir pençeyle kurdu öldürüp yere serdi. Daha sonra tilkiye döndü ve “Bir de senin paylaştırmanı görelim!” dedi. Tilki hemen hazırola geçti ve büyük saygıyla “Ey padişah efendimiz! Öküz zat-ı âlinizin sabah kahvaltınız olmaya layıktır, yaban keçisi öğle yemeğiniz, tavşansa akşam şekerlemenizdir. Sizin artıklarınız da benim canıma minnettir!” dedi. Aslan bu taksimi beğendi ve “Aferin sana tilki! Bu güzel paylaştırmayı kimden öğrendin?” diye sordu. Tilki kurdu gösterdi: “Şu yerde yatan akılsızdan!” Aslan dedi ki: madem edebini bildin ve bir yerde iki padişah olamayacağını anladın, buyur üç avın üçü de senin olsun!” Tilki bu defa da büyük bir şükürle dedi ki: “Ya Rabbi! İyiki benim imtihanım kurttan sonra oldu, önce olsaydı, halim nice olurdu?”
Bu kıssadan alınacak hisseler çok önemlidir. Şöyle ki; Toplumda belli seviyeye ulaşmış, kemal mertebesine nail olmuş kişiler avamla (halkla) fazla iç içe olmamalıdırlar. Çünkü arada pek derin mesafeler vardır, bu durum çeşitli uyumsuzluklara ve problemlere yol açabilir. “Kamil kişiler halktan kopsun, mağaralarda yaşasın demiyoruz; sadece “Taş yerinde ağırdır” atasözü gereği herkes kendi yerini bilmeli ki, sonuç pişmanlık verici olmasın. Aksi halde sadece “kamil kişi” zarar görmez, onun kemaline vesile olan değerler de zedelenebilir.
“Ders|Kıssa” yazılan bir başlık altında verilmiş bu yazı. Alt başlık ta da “önemli bir ders” denilmiş. Şimdi bir kere bakalım. Madem aslan kurt ve tilki ile beraber yola çıkmıştır o zaman bu yolculuğun artısı da eksisi de birlikte paylaşılacaktır. Paylaşıma gelince; söyleyin Allah aşkına fena bir taksim midir bu? “Senin sonunda kurt gibi olur bak!” diyenler den misiniz yoksa? E, ne oldu ‘onur, hak, adalet, eşitlik’ kavramlarına? Hangi davranış daha asil? Kurdun davranışı mı, tilkinin davranışı mı? Hele aslana biçilen role ne demeli? Bence bu güçlülerin zayıfların itaatlerini sorgulamadan sürdürmeleri için uydurulmuş bir hikâye. Öğrencilik yıllarımızda yazdığımız kompozisyonları hatırlıyorum. ‘Zilletle yaşamaktansa, iffetle ölmeyi tercih ederim.’ Güçlülerin istediği haksız paylaşıma boyun eğmeyi öğütlemek ne kadar insani ve adil bir mesaj acaba?
Bahsi geçen dergiyi iyi takip ederim, fakat ümit ediyorum ki gözden kaçmış bir yazıdır. Çünkü zorlama birkaç mesaj verdirilmeye çalışan şekliyle bu hikâye hiç de iyi olmamıştır. “Ey padişah efendimiz!” diye hitap ettirilen aslanın kurda yaptığı davranış örnek gösterilmiş ardından bir de haksızlığı sindiren ve gücün önünde eğdirilen tilki Allah’a şükrettirilmiştir. Kamil insanların toplumla fazla haşır neşir olması ile ilgili mesajlar ise tam bir fecaat! Avamla muhatap olan kamil kişinin kemaline vesile olan değerler zedelenebilirmiş. O zaman ya o kamil kişi de ya da o zedelenecek olmasından korkulan değerlerde bir sorun var!
Neyse! Uzun bir süredir vakit bulup yazamamıştım. Aslında bu yazıyı o dergiye de yollamayı düşünmüştüm ama dergideki elektronik posta adresini kaldırmışlar. Bir ders verilecek ise iyi düşünülmeli derim. Kalın sağlıcakla…